Konumuz “Bedenimizdeki ve ruhumuzdaki ağrıları nasıl iyileştirebiliriz?” @disardahicbirseyvar #canlıyayınlar #pozitifyaşam #iyileşme #pozitifdusunce #loisehay #enerji #neşe #kahkaha #sanataşkı #ti̇yatro #sanatiyileştirir #adalet #sevgi̇ https://www.instagram.com/tv/CLfHUACnjOZ/?igshid=1xnb1wlopatlk

NİSYAN…!

Anlamı: Unutma, unutuş.

Her geçen gün karşımıza yeni trajediler, olaylar çıktıkça zihnimizde daha çok normalleştirdiğimiz olaylar, nisyan kelimesini sorgulatır oldu. Gittikçe hızla unutulan trajedileri düşündükçe, acaba insanlık neydi ki diye düşünmeye başladık. Geçmişten günümüze dünya üzerinde meydana gelen çıkar savaşları, zenginlerin dünyayı istedikleri gibi yönetme arzuları…Dünya hukukunun sadece üstün ırkı korumak olduğunu ancak başımıza gelince idrak etmek; Ve yenisi geldikçe geçmişi unutur olmak. Sanki İlk defa oluyormuşçasına şaşırıp şoklara girmek, iflah olmamak. Tarih bile tekerrür etmekten bıkar hale geliyor…

İnsanlığın bir kısmı trajedik olaylarla ve ölümlerle boğuşurken, diğer tarafta ‘’Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’ diyen bizlerin, yaşanan bu trajedilere sosyal medya üzerinden verdiğimiz sanal tepkiler…Ve geçici bir üzüntüden sonra paçamızı kurtarmaya baktığımız hayatlarımıza kaldığımız yerden devam etmemiz…Sanıyorsun ki, senin için hastalık yok, hesap yok, ölüm yok. Sanki her şeyi elde etme, herkese hükmetme hakkın ve gücün var…Sanki sonsuz bir hayatın var…Keşke yaşam kaynağı olan her şeye saygıyı özümseyebilsek…

Şu yaşadığımız sıkıntılı süreçte; kendimi dinleyip sorgularken, okuduğum kitap sanki yaşadıklarımızı yüzüme haykırır gibiydi…“Kendini herkesten daha akıllı gören, hayatın sana verdiği şansı üstünlük zanneden, senden daha azıyla yetinmek zorunda olanların gözüne gözüne fazlalıklarını sokan sen! Zavallı sen… Kendini koyduğun o en yüksekteki yerle, tepesine çıkıp ezdiğin o en alttaki arasında asla kopmayacak bir bağ olduğunu bilmeyecek kadar cahil, hep kendine isteyecek kadar da arsızsın. Bu kadar öğrenmişliğinin, sözde eğitilmişliğinin, bilmişliğinin yanında hiçbir şey yapmayarak, kendi türüne zırnık katkısı bulunmayarak nasıl da ihanet seversin! BİR’ in parçası olduğunu unutmuş, kaybolmuşsun! Ama artık ruhunu saran o kirlenmişlikle yüzleşmenin zamanı geldi, ya yüzleşeceksin ya da hayat seni asla affetmeyecek! Varlığın lanetlenecek! Ya da…” (Alıntı: Azra KOHEN-Aeden)

Artık uyanmanın vakti gelmişti. Çünkü her şey farketmekle başlıyor! Birliğin bir parçası olduğumuzu unuttuğumuz bir dünyanın içinde en çok ihtiyacımız olan şey farkındalık. İnsan olmaya dair unutulan onlarca şeye rağmen yine de gerçekte neyin önemli olduğunu unutmayalım .,

Unutmamalı…Hatırlanmalı…

Sevgiyle kalın…

ÇEMBER

Ya dışındasındır çemberin

Ya da içinde yer alacaksın.

Kendin içindeyken

Kafan dışındaysa

Çaresi yok kardeşim

Her akşam böyle içip kederlenip

Mutsuz olacaksın.

Meyhane masalarında kahrolacaksın.

Şiirlerle şarkılarla

Kendini avutacaksın

Ya dışındasındır çemberin

Ya da içinde yer alacaksın.

Murathan Mungan’ın sözlerini Derya Köroğlu’ndan dinlerken birden konu başlığı belirdi ve yazıverdim.

İstediğiniz kadar her türlü özgürlükten yana olduğumuzu söyleyelim, bizi saran görünmez çemberlerin tutsağı olduğumuzu inkâr edemeyiz. Geleneklerin ve çevrenin üstümüzdeki baskısı kadar, bağlı olduğumuz inanç sistemleri bizi kesinlikle koşullandırıyor. Yani davranışlarımız, ilişkilerimiz, yaşam şeklimiz ve düşüncelerimiz yazılı olan ya da olmayan kurallar doğrultusunda şekilleniyor.

Aslında ilginç olan, içinde yer aldığımız farklı alanlardaki çemberler daralmaya başlıyor. Olağanüstü koşullar dışına çıkmak için gerekli çabayı harcamıyoruz. Koşulların değişeceğini umarak sabır gösteriyor ve bulunduğumuz duruma katlanıyoruz.

Aslında her şey, yaptığımız bir seçimin sonucudur. Çemberin içinde kalmak, sıkışıp kalmak da, çemberi kırıp özgürlüğü solumak da…

Başkalarının düşüncelerine, hiç araştırmadan saplanmak da, onları kendi bilgilerimizle sınayıp doğruları bulmak da…

Yerleşik inançlara körü körüne bağlanmak da, kendi aklımızın süzgecinden geçirip onları sorgulamak da…

Her biri kendi seçimimiz…

Düşündüğümüz, sorguladığımız sürece çevremizdeki çemberleri daha iyi algılıyoruz. Bilmemek bilmekten iyidir mi diyeceğiz, düşünmeden yaşayalım mı?

Ya da bir şeylere sığınarak yaşamayı mı tercih edeceğiz?

SINIRLARINI KENDİMİZİN BELİRLEDİĞİ ÇEMBERLERDE BULUŞMAK DİLEĞİYLE…

SEVGİYLE KALIN…

ŞİŞŞT…!

Uzun süredir ilk kez metro kullandım. Garip bir sakinlik, tuhaf bir sessizlik hakimdi etrafa. Söylenecek sözler bitmiş gibi, herkes maskeyle susturulmuş, sadece etrafı gözlemliyor, kendince takılıyor. Kalabalık içinde sessizlikte birden uyarı anonsları lütfen sosyal mesafeye dikkat edin, maskelerinizi takın.

Sanki duymayın, konuşmayın, görmeyin der gibi.

Yalan yok… yolsuzluk yok… rüşvet yok… torpil yok…yoksulluk yok… işsizlik yok…

 Kimse kimsenin yaşamına müdahelesi yok… her gün bir kadın öldürülmüyor… çocuk istismarı yok…herkes özgürce konuşabiliyor…

Söyleyecek söz kalmadı, bıkıp usandı insanlar… Ve sustular…

Bir garip sessizlik var.

Bir umutsuzluk… bir korku… covid-19 bir kendine geliş mi?

Bazen sessizlik sesten anlamlıdır…sessizlik güçtür…

İnsan zaman zaman kendine sormaz mı? Ben kimim, nereden geliyorum, neciyim ve nereye gidiyorum?

Yıllar önce Ömer Hayyam bugünleri görmüş ve hayatlarımıza müdahele eden, yargılayan, ezberden sözler söyleyen insanlara en güzel cevapları o vermiş, birçok konuya ışık tutmuş;

 ‘’Onların yediklerinin yanında şarap meze kalır demiş.’’

Demişte demiş… Ne mutlu düşündüğünü onun kadar rahat söyleyebilene.

İnsan aklıyla vardır, en şaşmaz klavuz akıldır. Gerçeğe ancak akıl yoluyla varılabilir. Allah hepimize akıl fikir versin diyerek durumu özetleyen en sevdiğim Hayyam dörtlükleri ile devam edelim…

“Sen sofusun, hep dinden dem vurursun, bana da sapık, dinsiz der durursun,

 Peki ben ne görünüyorsam o’yum. Ya sen ne görünüyorsan o musun?”

“Felek ne cömert ne aşağılık insanlara!

Han hamam, dolap değirmen, hep onlara.

Kendini satmayan adama ekmek yok,

Sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya.”

Salgın da ölüm gibi herkesi eşit şekilde sınarken, paradan makam ve mevkiden önemli şeyler olduğunu fark ettirdi mi bilemem tabi. Olan yine mazluma oldu. Bildiğim bir gerçekte bu süreçte ‘’virüs hem var hem yok gibi’’

Ne güzel dimi işine geldiği gibi… şiirimsi bir sey oldu neyse bu kadar yeter diyerek yazımı anlamlı bir cümleyle bitiriyorum.

İnsanlar diyorum; sever gibi, önemser gibi, ilgilenir gibi, umursar gibi, arkanızda gibi, hep gibi ama aslında HİÇ gibi… (alıntı).

Sağlıkla, umutla, sevgiyle kalın…

GÖNÜL

GÖNÜL

Bir sözümü yâre verdim

Bir dalımı yele verdim

Bir seda bülbüle verdim

Sormadılar ya sen gönül

Gönül gönül  

Deli divanesin gönül

Hal bilen dost yolunda

Serden geçti gönül

Nebi/Levent Güneş türküsünü ilk kez dinledim.

Çok etkileyici dinlerken aklıma düşen sözcük . Gönül nedir ya? Diye kendi kendime düşüncelere daldım, bir türlü çıkamıyorum. TDK’ya bakayım dedim bir de ne göreyim? Sevgi, şefkat, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi yürekte varsayılan duygu kaynağı. Bu nasıl bir tanım duyguların toplamı falan değil, kaynağı. Ne muhteşem bir çıkış noktası. İnsan bir kelimeye bu kadar hayran olur mu, oluyor işte. Başka dillerde karşılığı yok . Bir şekilde dilimi, ait olduğum halkı özel hissettiriyor bir de bu tarafı var.

Bedene kan pompalayan organın içine sevda girince aldığı isim. Alınır, verilir, kırılır, çalınır… sonra ara bakalım koydunsa bul yerinde. Söz dinlemez bir olguyu çağrıştıran bir kelime. Yaramaz bir çocuk gibi. Kendi başına buyruk, söz dinlemez, hele kendini kaptırdı mı sahibine ve karşısındakine cehennemi de yaşatır, cenneti de…. Herkes hep gönlüne söz geçiremediğinden şikayetçi, sitemlerin adresi gönül. Çok sevdiğimiz şımarık çocuğumuzdur gönül.

Türkçemizin sahip olduğu en zengin kelimelerden biri, yerine başkası konulamıyor. Hayır, kelime oyunu değil.  Gönüldekinin de yerine başkası konulamıyor bu ayrı ama, gerçekten bu kelimeyi çıkardığımızda türkülerimiz, sevdalarımız, filmlerimiz hepsi yetim kalır.

Gönül sana teslim diyerek Nazım Hikmet in sözüyle yazımı sonlandırıyorum tam da beni anlatıyor:

‘’Kış gelmek üzere, oysa ki gönül kışa girmeye hazır değil.’’

Sağlıkla, sevgiyle kalın…